Yuva arayan hayvanlardan birini sahiplebilir veya yuva aradığınız hayvanı arama motoruna ekleyebilirsiniz.
ASKIDA İLAÇ VE MAMA BARINAKLARA
Hadi Eller Taşın Altına
ASKIDA
- ' DE
BARINAKLAR
Yeni adıyla
BAKIMEVLERİ,
Size ihtiyaçları var.
Teşekkürler
Neden TCK kapsamına alınmalı?
Hayvan Haklarının İhlali Neden Ceza Kanunu Kapsamına Alınmalı?
2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu, Kabahatler Kanunu kapsamındadır. Her gün bu ülkede sayısız işkence ve eziyet gören bu hayvanlar, esasında şiddet toplumunun sadece bir uzantısıdır. Oysa ki sadece itin köpeği davası olarak algılanmakta, insana uzanan boyutu belki bilinçli belki de bilinçsiz göz ardı edilmektedir. Hayvana karşı işlenen suçlar, insana karşı işlenecek suçların ilk adımıdır ama asla son adımı değildir. Bu suçluları ilk adımlarında cezalandırmak, belki de işleyecekleri daha büyük suçlara engel olacaktır. Nitekim tüm Avrupa ve Amerika’da; basından da takip ediyorsanız görmüşsünüzdür, hayvana karşı işlenen suçlar, ağır şekilde cezalandırılmakta, cezalandırılma gerekçesi olarak da, bu şiddet potansiyelinin er ya da geç insana yöneleceği gerçeği gösterilmektedir. Batı, hayvanı, insan için korumaktadır. Psikolojik ve psikiyatrik bir gerçek: Davranış bozukluğu: çocuklarda, akıl sağlığı kliniklerinde, en sık konan teşhis türüdür. Davranış bozukluğu tanısı konan çocuklar; başkalarının temel haklarına ilişkin veya toplumsal kuralları ihlal eden tekrarlayan ve ısrarcı hareket biçimi sergilerler. Davranış bozukluğu olan bu çocuklarda, diğerlerinin duyguları, dilekleri ve iyilikleri ile ilgili çok az empati duygusu vardır ve diğerlerini çok az önemserler. Özellikle bu çocuklar, mala zarar verir, yalan söyler, çalar ve sıklıkla insanlara ve/veya hayvanlara karşı saldırgan davranışlar sergilerler. Davranış bozukluğu olan çocukların %25’inde, hayvana karşı şiddet uyguladıkları gözlenmiştir. Aynı zamanda, davranış bozukluğu belirtileri her ne kadar geç çocukluk döneminde baş gösterse de 1994’te, hayvanların canını yakmak, bir çocukta davranış bozukluğu tanısı açısından erken teşhis konulmasına yardımcı olmuştur. FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi, suçların araştırılması ve kovuşturulması aşamasında, hayvana karşı işlenen suçun, insanlara karşı vahşi cinayetler işleyen faillerin kim olduğunu ve ne olacakları hakkında kuvvetli birer araç teşkil ettiğini belirtmiştir. Hayvana karşı zulüm, davranış bozukluğunun erken belirtisidir, bu nedenle hayvana şiddetle insana şiddet arasında bir bağ olduğu kavramı, hem toplumsal hem de hukuki açıdan büyük bir titizlikle incelenmelidir. Saldırgan suçluların erken çocukluk yıllarında, yatağını ıslatma, yangın çıkartma, hayvana karşı zulümde bulunma gibi davranışlarının dikkat çektiği raporlarla tespit edilmiştir. 84 mahkûm üzerinde yapılan araştırmada, bunların 21’inde yatağını ıslatma, yangın çıkarma ve hayvana zulüm geçmişleri oldukları tespit edilmiştir. Ve 84 mahkûmdan saldırganlık suçu işlemiş olan 31’inden %74’ü, bu 3 fiile de iştirak etmişlerdir. Yine kadınlar hapishanesinde, 31 saldırgan kadın mahkûmla görüşülmüş, bunların çocukluk dönemlerinde, %45’inde altını ıslatma, %45’inde yangın çıkartma ve %36’sında hayvana şiddet geçmişi olduğu gözlenmiştir. Buna karşılık, saldırgan olmayan mahkûmlarda, hayvana karşı zulüm hiç bulunmamakta, yatak ıslatma %15’inde, yangın çıkarma %23’ünün geçmişinde yer almaktadır. Yine Hapishanede yapılan bir araştırmada, 75 mahkûm üzerinde çalışma yapılmış, bu saldırgan grubun %23’ünün kasten kedi ve köpek öldürdüğü, %18’inin hayvan yaraladığı ve hayvana işkence yaptığı tespit edilmiştir. Buna karşılık saldırgan olmayan mahkûmlardan %10’unun kasten kedi köpek öldürdüğü, %5‘inin yaraladığı ve hayvana işkence yaptığı tespit edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda, Felthous, altını ıslatma ve yangın çıkarma fiilerinin varlığı olsa da olmasa da tek başına kasıtlı kedi ya da köpek öldürmenin, saldırgan davranışların tayini açısından önemli olacağı sonucuna varmıştır. Psikiyatrist Dr. Alan Felthous, hayvana karşı zulüm geçmişi olan 18 hastasından 12’sinin insanlara karşı da saldırganlık seviyesi üst düzeyde davranışlarda bulunduğunu saptamıştır. Hapishane mahkûmları üzerinde yapılan araştırmalar, saldırgan yetişkinlerin, çocukluklarında hayvana karşı zulüm yaptıkları gerçeğini ciddi anlamda desteklemektedir. Mesela, tecavüz ve çocuk tacizi suçu işlemiş 64 mahkûm üzerinde yapılan araştırmada, tecavüzden mahkûm olanların %48’inin ve çocuk tacizinden mahkûm olanların %30’unun aynı zamanda, hayvana karşı zulüm geçmişine de sahip oldukları saptanmıştır. Yine günümüzde sayısı artmakta olan suç şekli, okullarda silahlı saldırı vakalarında, her 9 vakadan 5’inde okula silahlı saldırıda bulunan gencin geçmişinde belgelenmiş hayvana karşı zulmü olduğu saptanmıştır. Amerika’nın İnsancıl Cemiyeti (The Humane Society) , hayvana karşı zulmü: kasıtsız ihmalden kasıtlı öldürmeye varacak yelpazede hayvana zarar verecek davranışlar olarak açıklamıştır. Hayvan tacizi ise; hayvana karşı zulüm sonucunda, toplumda kabul görmeyen kasıtlı olarak hayvanın gereksiz acı çekmesine yol açan, ıstırap çekmesine sebebiyet veren ya da ölümüne yol açan davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Size çocuk ve hayvan tacizinin, esasında bir biri içine geçmiş ruhsal rahatsızlık olduğunu bilimsel verilerle anlatmak istiyorum. Birkaç terim tanımını hatırlatmakla başlamak istiyorum. Zoofili:Hayvan seviciliğini, Bestiyalite: Zoofilinin ötesinde hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmayı, Pedofili ise: Yetişkin bir bireyin ergenlik öncesi yaştaki çocuklarla cinsel eylemler içine girmesini ifade eder ki bir tür sapkınlıktır. Bildiğimiz pedofillerin önemli bir bölümünün bir başka ruhsal hastalığı da bulunmaktadır; duygu durum bozuklukları, depresyon, madde-alkol bağımlılığı ve kaygı bozukluğu. Ayrıca, pedofillerde empati ve yakınlık duygusunda da eksiklik vardır. Kabul edilen gerçek; hayvana karşı yapılan eziyet ve işkencenin, şiddet ve anti sosyal hareketlerle ilişkili olduğudur. Hayvana karşı yapılan eziyet, genelde saldırı, uyuşturucu bağlamlı suçlar, tecavüz, seks suçları, hırsızlık ve kundakçılık dahil gayri yasal davranışlarla birlikte meydana gelir. Hayvana eziyette özellikle de evcil hayvana karşı eziyet, yakın eşe karşı, aile içi şiddet bağlamında da oransızca meydana gelme eğilimindedir. Özellikle şiddet gören bir ailede yetişen çocuk, ebeveyni model alacak ve bu gücü hayvanlar üzerinde deneyecektir. Hayvana şiddet ile çocuk tacizi arasındaki bağ incelenmiş ve evinde şiddete maruz kalan çocukların hayvana karşı şiddet uygulamada yüksek meyil gösterdikleri saptanmıştır. Hayvana karşı şiddet uygulayan çocukların incelenmesinde, çocukların kaotik evlerinde saldırgan anne baba modelinin çok ciddi bir etken olduğu saptanmıştır.
Çocukluğunda ya da yetişkinlik döneminde hayvana karşı eziyet eden bireylerin, çocuğa tokat atılması gibi bedene yönelik cezalara ya da eşe tokat atılması gibi hareketlere karşı daha meyilli oldukları gözlemlenmiştir. Bu nedenle, mahallede gördüğümüz kedi kuyruğu kesen, kedi ya da köpek yakan, kedi gözü çıkaran bir çocuğun sadece masumane çocukça oyun oynadığını düşünmek daha sonra dönüşü olmayan büyük bir hatalar zincirine sebep olacaktır. O çocuğun, kesinlikle ruhen sağlıklı olması beklenemez. Çünkü çok büyük ihtimalle, o çocuk kendi evinde şiddet içeren davranışlara şahit olmakta ya da şiddet bizzat kendine uygulanmaktadır. Bu nedenle, hayvana karşı şiddeti engellemek yolunda atılacak her adım, esasında hayvana karşı şiddet uygulayan failin de korumasını ve ıslah edilmesini amaçlar. Hayvanların, insanlar tarafından cinsel amaçlı kullanımları, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu davranışlar, insanlar tarafından çeşitli nedenlerle kınanmıştır: genellikle dinsel nedenlerle veya ahlaki açıdan ama aynı zamanda basitçe insanların kafasında hayvanlara karşı cinsel ilgi duyan insanlar geldiğinde, tiksindirici bulunmuştur. Her nedense, günümüz modern zamanında birçok şey açıkça konuşulabiliyorken, hayvan tecavüzü-tacizi, son kalan tabu olarak yerini korumaktadır. İster pedofili olsun ister bestiyalite; sağlıklı bir beynin ve sağlıklı bir ruhun kabul etmek istemeyeceği gerçekleri içerir. Özellikle ülkemizde uzun yıllardır, üzerleri farklı nedenlerle örtülmekte, bu nedenle de, işlenen suçlar, korkunç rakamlara ulaşmıştır. Biri, cinsel ihtiyaç adı altında kanıksatılmaya çalışılmakta diğerinde ise aile içi durumun saklanması gerekliliği inancı ile hasıraltı edilmektedir. Toplumumuzun tuhaf adlandırılabilecek iki yüzlü bir namus ve ayıp anlayışı vardır. Başkaları duymadığı ve bilmediği müddetçe, yapılan hiçbir şey ayıp olarak kabul edilmez. Hayvanlara ilişkin olarak da, 2005 yılında bu konuda suskunluk ancak yıkılmış ve USA Humane Society (insancıl cemiyet) ve Vermont Hayvan Zulüm Hizmet Gücü, birlikte hayvan zulmü konuları üzerinde çalışarak çevrimiçi el kitaplarına hayvan cinsel tacizi konusu hakkında bölüm açmışlardır. Zaman zaman zoofili seviyesinde kalan hayvan seviciliğinin hayvana zarar vermeyeceği inancı, 2006’da Psikolog Dr. Hvozdık’in rapor verdiği vakalarda, hayvanın cinsel tacizden sonra psikolojik olarak zarar görmeyeceği fikrinin yanlış olduğunu göstermiştir. Bu alanda gerçekleştirilecek araştırmalar, sadece hayvan refahı için değil aynı zamanda bu hayvan tacizinin kadına ve çocuğa tacizle de bağlantılı olabileceği noktasından hareketle de olmalıdır. 1998 de Bilim Adamı Kowal tarafından genç hastalarla ilgili yapılan çalışmalarda; psikiyatrik serviste yatan cinsel tacizcilerin, tecavüzcülerin ki başka çocuklara tecavüz ettikleri ve aynı zamanda genellikle evcil hayvan olmak üzere hayvanlarla da cinsel ilişkide bulundukları gözlemlenmiştir. Beirne, hayvana karşı yapılan cinsel tacizin, cinsel saldırı olarak algılanması gerektiğini, 1997 yılında kanıtlamıştır. Çünkü: 1- İnsan- hayvan cinsel ilişkisi her zaman zorlama ihtiva eder. 2- Bu tür davranışlar sonunda acıya sebebiyet verir bazen de ölüme yol açar. 3- Hayvanlar bizimle iletişime giremeyip bizim anlayabileceğimiz şekilde rızalarını bize bildiremez ve davalarını söyleyemezler. Beirne’nin önerisi, “hayvanlara karşı uygulanan istenmeyen cinsel tavırlar, kadınlara erkeklere ve çocuklara uygulanan cinsel saldırı olarak görülmelidir” şeklindedir. 2006’da Hvozdik’in üzerinde çalıştığı deneklerde: cinsel tacizcinin %50’sinin hayvana karşı sadistik davranışlar ve şiddet içerdiğini göstermiştir. Genel anlamda toplum tarafından, bestiyalitede bulunan bir erkek, zihinsel olarak rahatsız, sapık, tehlikeli, şiddet ve cinsel saldırıya muktedir kişi olarak addedilir. Hatta biraz daha ileri gidersek, bu hayvan tacizciliğin, çocuk tacizciliğine vardığını da söyleyebiliriz. Kişilerarası şiddet ile cinsel saldırı, bazı durumlarda bestiyaliteyi muhteva eder. Bunun neticesinde de, 1998’de Ascione tarafından hayvan tacizi ile kişiler arası şiddet arasında bir bağ olduğu kabul edilmiştir. 1953’te 5800 erkek denekle kendi cinsel tecrübeleri hakkında yapılan araştırmada, bunların %40-50’ye yakının en azından bir kez bir hayvanla cinsel temas kurduğu sonucu çıkmıştır. 1974’te yapılan 982 erkekle yapılan araştırmada rapor sonucu; %5 erkeğin en az bir kez hayvanla cinsel temas kurduğunu göstermektedir. Bu %’deki düşüşün, şehirleşmeden kaynaklandığına ve şehir hayatında hayvanla olan temasın çok mümkün olmamasına bağlanmıştır. Bestiyalitenin, kişilerarası şiddet ve cinsel saldırılar arasındaki bağ: hayvanla cinsel ilişkinin öncelikli odak olduğu durumlarda değil, davranışsal işaretlerde bir unsur olarak çıktığı gerçeği, çalışmalardan sağlanmıştır. Hayvan tecavüzü, çocukluk ve ergenlik çağındaki davranış bozukluğunda, psikolojik olarak disfonksiyonun erken işareti olarak tanınır. Gerçekten de hayvan tecavüzü, akıl bozukluklarında tanı ve istatistiksel el kitabında, bozukluk için belirtilerden biri olarak listelenir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir. Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir. 1993’te Ascione, genel anlamda, hayvan tacizi için “kasten hayvanın acı çekmesine veya ölümüyle sonuçlanan sosyal açıdan kabul görmeyen davranışları” ifade eder, demiştir. Eğer bir kişinin geçmişinde hayvana cinsel taciz tecrübesi varsa, bunun, onu, fiziksel hayvan tacizine çekeceği yönünde ciddi bir kanaat vardır. 1986’da Ressler’in 36 cinsel motivli katilin arasında, çocuklukta veya ergenlikte cinsel taciz ile cinsel aktiviteler, meraklarla ilgili bağın kurulması için yapılan araştırmada: %43’ünün, çocukluğunda cinsel tacize uğradığı, %32’sinin, ergenlikte cinsel tacize uğradığı bulunmuş ve çocukluğunda cinsel tacize uğrayanların da çocukluklarında aktif olarak hayvanlara zulüm uyguladıkları saptanmıştır. Yine 2003’te 880 çocuk ve 276 cinsel taciz görmüş çocuklar olmak üzere 2-12 yaş grubu arasında 2 ayrı grup ele alınmış; ve %34 ile %3 gibi birbirinden çok açıkça farklı yüzdelerle, taciz görmüş çocuklar arasında hayvan taciz oranının da çok yüksek olduğu görülmüştür. Yine 1966’da Hellmann ve Blackman’in 31’i şiddet suçlusu 22’si şiddet içermeyen suç işlemiş toplam 53 hapishane mahkûmu üzerinde yaptıkları araştırmada, %52’sinin hayvan tecavüzünde bulunduğu rapor edilmiştir. Mahkûmlar, daha saldırgan ve daha az saldırgan içerikli diye gruplandırıldıklarında: önemli hayvan taciz ve tecavüzlerinin daha saldırgan grupla bağlantılı olduğu gözlemlenmiştir. Yine 1998’de Arluke tarafından 153 kasıtlı hayvan zulmü suçu sabıkasına işlenmiş kişiler arasında yapılan araştırmada, bu hayvan tacizcilerinin %70’inin, diğer, uyuşturucu, mülkiyet, kamusal davranış bozukluğu ve şiddet içeren diğer suçlarda da sabıkaları olduğu saptanmıştır. Ve bu grup, hayvan tacizi ile ilgili sabıkası olmayan grupla karşılaştırıldığında, hayvan tacizcilerinin, insanlara karşı işlenen şiddet içerikli suçlara 5 kat daha fazla karıştıkları ortaya çıkmıştır. Yine 1986’Da Ressler’in raporunda, cinsel katillerin %23’ünde hayvanlarla cinsel ilişki merakı olduğu rapor edilmiştir. Esasında, görmeyi reddettiğimiz gerçek, bu kadar yalındır. Bütün bu istatistiksel verilerden sonra, hala, hayvan taciz ve tecavüzüne sadece “itin-köpeğin davası” olarak bakmak, bu şiddet ve suç potansiyelinin sadece hayvanla sınırlı kalacağına inanmak, büyük bir yanılgı içinde olmaktan başka bir şey değildir. Herkes yanılgı içinde bulunabilir, SAVCILARIMIZ, bulunmamalıdır. Daha güvenli bir toplumda yaşabilmeye arzumuzu gerçekleştirmemiz, hukukçu olarak bana göre, Savcılarımızın olaylara bakış açısıyla doğrudan bağlantılıdır. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu olarak Meclise, Hayvanları Koruma Kanununun ceza kapsamına alınması için verdiğimiz yasa teklifimiz için Adalet Bakanlığından görüş sorulduğunda; Bakanlıktan, “…adliyelerin yükü ağır, kabahatler kanunu kapsamında kalmaya devam etsin…” şeklinde cevap verilmiştir. Bu görüşle, çok önemli 2 husus göz ardı edilmiştir: 1- Bir fiil suç teşkil ediyorsa, adliyelerin yükü ağır olsun olmasın, bu şekilde, “suç” olmaktan çıkarılamaz. Bu bakış açısıyla, basit hırsızlıklar da ceza kapsamından çıkartılıp adliyelerin yükü hafifletilme yoluna gidilebilir ki, bu toplumsal güven ve huzur ortamını tamamen yok eder. 2- Buraya kadar hayvanlara karşı yapılan fiillerin, esasında insana karşı işlenecek hukuka aykırı fiillerin ilk basamağı olduğunu bilimsel açıdan izah ettim. Bu durumda, hayvanlara karşı yapılan fiillerin cezalandırılması, “suç önleme” metodu olarak kullanılarak, insana karşı işlenecek suç miktarında azalma görülmesi sağlanacaktır. Uzun vadede de adliyelerin yükü hafifleyecektir. Usul ekonomisi açısından da son derece yararlı olacaktır. Hayvana tecavüz, sapıklıktır, bugün bunun ülkemizde, en yetkili ağızların bile çekinmeden ağza aldığı şekliyle “cinsel ihtiyaç” olarak kabul görmesi, tamamen ilkellik ve cehalettir. Cinsel ihtiyaç olarak algılanan bu fiilleri gerçekleştirenlerin, hemen hemen yarıya yakın kısmını evli erkeklerin oluşturduğunu söylesem, sanırım ilgi çekici bir saptama olacaktır. Hayvana karşı eziyet işkence içeren fiillerde bulunan bu çocukların büyük bir kısmı, büyüdüğünde, şiddete meyilli birer azılı suçluya dönüşecektir. Bugün, bu çocukları ıslah edebilme şansımız varken, göz yumup, üzerinden yıllar geçtikten sonra dönüşecekleri katile vereceğimiz 3-5 yıllık hapis cezası ile ıslah olmalarını beklemek oldukça anlamsızdır. Toplum içinde bu zararlı kişilerin yetişmesine göz yumanlar, bunun hesabını mağdur yakınlarına hiçbir zaman veremeyeceklerdir.
Hayvana karşı işlenen zulmü, hayvana yapılan tecavüzü lütfen görmezlikten gelmeyin. Bunu sadece hayvana dair bir suç ve davranış biçimi olarak görme yanılgısına düşmeyin. Ruhsal rahatsızlık olarak addedilecek bu tür eylemlerin, canlının diğer zayıf halkalarını oluşturan çocuğa, yaşlıya, özürlüye, travestiye veya bir kadına uzanmasının an meselesi olduğunu lütfen unutmayın. Belki de hayvan tecavüzlerini bu kadar kanıksayıp görmezlikten geldiğimiz için çocuk pornosunda Dünya sıralamasında önde gelen ülke olduğumuzu hatırlatmak isterim. İşte, bu hasta insanlarla aynı toplumda yaşıyor ve aynı havayı soluyoruz. Bu insanlar, hayvanlara zulüm ederek, aslında bize kim olduklarını anlatıyorlar ama biz görmüyoruz. Yapılan araştırmada, bu insanların; 1- Kontrol düşkünü oldukları, 2- Toplumdaki eksiklikleri için hayata karşı intikam alma duygusu taşıdıkları, 3- Gelişmemiş yargılarını tatmin etme arzusu ile davrandıkları, 4- Saldırganlık eğilimi taşıdıkları, 5- Güç gösterme arzusu ve belirli olmayan sadizm gibi tehlikeli dürtülerle hareket ettikleri saptanmıştır.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığım, bütün bu bilimsel verilerin sonunda emin olabilirsiniz ki hayvana fiziksel ya da cinsel şiddet uygulayan bu insanlar, aslında toplumumuz için kesinlikle birer tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, bizim ülkemizde de, Hayvanları Koruma Kanununun bir an önce kabahatler kanunu kapsamından çıkarılarak ceza kanunu kapsamına alınması gerekmektedir.
Hayvanları Koruma Kanununun Ceza kanunu kapsamına alınması gerekliliği, toplumun kendi güvenliği açısında da şart olmuştur.
Bugün hala, ceza kanunu kapsamında olmayan bu yasaya ilişkin değerli Savcılarımız, yine kanunun onlara tanıdığı bir hakkı kullanarak, toplumsal güveni sağlayabilirler. Savcılarımız, yasal olarak kendilerine tanınan yetkiyi kullanarak yasa koyucunun açık bıraktığı düzenlemeyi doldurabilirler. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 23. ve 24. Maddeleri uyarınca; kabahat kapsamına giren fiiller ile ilgili idari yaptırım kararı verebilirler. Bu vesile ile, yasanın açığı değerli Savcılarımız sayenizde biraz olsun kapatılmış olacaktır. Bu kanun maddelerinin, çok daha sık yürürlüğe sokulması, toplumsal huzur ve güvene hizmet edecektir. Takdir edersiniz ki İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün çoğu zaman kesmediği bir para cezası yanında, Savcılığın vereceği idari yaptırım için yönlendirme, büyük bir suç önleme enstrümanı olarak yerini bulacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin, bu konuda da kendine yakışan medeni ve ilmi adımları atacağına olan inancımı kaybetmemek dileğiyle…
ISTANBUL BAROSU HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU BAŞKAN YARDIMCISI Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU